İklim değişikliği uyarıları sizce hâlâ bir ütopya mı?
Yoksa kapımıza dayanmış bir kıyametin sessiz ama ısrarlı habercisi mi?
Karadeniz’de deniz suyu sıcaklığı 20 derecenin üzerine çıkarsa ne olur?
Sadece turizm mi “patlar”, yoksa patlayan bizzat ekosistemin kendisi mi olur?
Bugün artık inkâr edilemez bir gerçek var: Sera gazı emisyonlarını dizginleyemeyen insanlık, doğanın dengesini bozmakla kalmadı; onu öngörülemez ve tehlikeli bir hale getirdi. Atmosferik sıcaklık artışları, ani ısı dalgaları, seller, depremler, buzulların hızla erimesi… İklim değişikliği senaryoları, her geçen gün daha karanlık prodüksiyonlarla karşımıza çıkıyor.
Bilimsel öngörüler, önümüzdeki yüzyıl içinde Karadeniz’de deniz suyu yüzey sıcaklığının ortalama 15,5 derecelerden 20 dereceler seviyesine çıkacağını söylüyor. Bununla birlikte yağış düzenleri değişecek, rüzgârların etkisi artacak. Okyanuslarda gözlenen deniz seviyesi yükselmesinin, ara ve uç denizlerde de yaşanacağı artık neredeyse kesin. Kıyı erozyonu ve su taşkınlarının kontrol edilemez boyutlara ulaşacağı ise çevre bilimcilerin büyük bölümünün ortak görüşü.
Bu alanda yapılan önemli çalışmalardan biri, İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nden Prof. Dr. Mehmet Ilıcak ve ekibine ait. Çalışmada, deniz suyu sıcaklığındaki artışın buharlaşmayı artıracağı, bunun da yağış rejimlerini kökten değiştireceği ortaya konuyor. Ilıcak, değişen sıcaklık değerlerinin fırtınaların şiddetini artıracağını vurgularken, tuzluluk değişiminin deniz seviyesi yükselmesi ve fırtına kabarması üzerindeki etkilerinin ancak yüksek çözünürlüklü modellerle anlaşılabileceğini ifade ediyor.
Burada durup düşünmek gerekiyor: Bu tuzlanma artışı, Karadeniz’in bilinen dip suyu tuz stoğunu nasıl etkileyecek? Dip suyundaki değişim, deniz yaşam döngüsünü daha üst katmanlara zorlayacak ve bu kaçınılmaz olarak ekosistemi baştan aşağı dönüştürecek.
Prof. Dr. Ilıcak’ın şu sözleri meselenin vahametini açıkça ortaya koyuyor:
“Karadeniz’in yaşayan bir denizden, çok daha az yaşayan bir denize dönüşme ihtimali yüksek. Denize sıfır konumda olan yollar problemli hale gelecek. Simülasyonlarımıza göre deniz ısı dalgalarının sayısı ve şiddeti artacak. Bu durum, sıcaklık ve tuzluluk artışıyla birleşerek balık ölümlerini artıracak ya da toplam balık miktarında ciddi düşüşlere neden olacak.”
Saygıyı fazlasıyla hak eden bu bilimsel öngörüler, sadece okunup geçilecek tespitler değil. Gelecek nesillere nasıl bir miras bırakacağımızın simülasyonudur aslında.
Üstelik mesele yalnızca denizle sınırlı değil. Karasal alanlarda yaşanacak değişimler, belki de çok daha yıkıcı sonuçlar doğuracak. Ilıcak ve ekibinin çalışması bu yönüyle de dikkatle okunmalı, ciddiyetle ele alınmalı.
İklim değişikliği ve küresel ısınma, “gelsin görelim” denilecek bir mesele değil. Geldikten sonra yaşanacak bir felaketin özrü olmaz.
“Cahil cesur olur” derler. Zalim de çoğu zaman bencildir.
Biz bu tablonun neresindeyiz, doğrusu emin değilim.
Deniz suyu ısınırsa yüzme mevsimi uzar diye sevinenlerden misiniz?
Yoksa olan biteni görüp endişelenenlerden mi?
Varsa bir taraf seçmek zorundaysak…
Siz hangisindesiniz:
Cahillerden mi, bencillerden mi?

