Zamdı, ikramiyeydi derken emeklinin hakkı yine güme gitti.
Özellikle “Hak” kelimesine vurgu yapmak istiyorum; emekli aylığı zannedildiği gibi siyasetin ulufesi değil, çalışırken, çalışanın peşin ödediği, sonra taksit taksit geri alması gereken (!) emeğin hakkıdır.
Bir yanlış anlaşılmayı daha düzeltmek isterim;
İşçi ve memurlara yönelik ilk emeklilik ve maaş hakkı, 1949 yılında çıkarılan 5417 sayılı "İhtiyarlık Sigortası Kanunu"yla getirildi. 1950 yasası, emekli olanların maaş almasına olanak sağlayan ilk temel düzenlemedir.
Yani AKP’den önce de emekli maaşı vardı, bilinsin.
Yıl 1949. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) hükümetinin Başbakanı Şemsettin Günaltay… Ulufe’ciliği değil, emeğin birikmiş hakkının, hak sahibi emekliye iadesini yaşama geçirmiştir…
İyi bilinmeli; para emekçinin, emekçinin kimseye minnet borcu yoktur. Bekletilen, gerektiği miktarda ödenmeyen alacağı var.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın, Darülaceze’de düzenlenen etkinlikte, bazı yayın organlarınca müjde diye adlandırılan açıklamalar yaptı. Bakan Işıkhan, SGK’nın giderleri karşılama oranının yüzde 100,64’e, prim gelirlerinin giderleri karşılama oranının ise yaklaşık yüzde 80 seviyesine yükseldiğini söylemişti.
Işıkhan’a sormak lazım, “Bu açıklamalarınızla emekliye hangi müjdeyi vermiş oluyorsunuz”? Ben onu anlamadı!
Buradan müjde çıkmaz, olsa olsa itiraf çıkar.
Siyasetin yönettiği kurumun zararına emekliyi ortak mı ettiniz(?) yani…
Kara geçince durumunuz düzelecek mi (?) diyorsunuz.
Bende, söylenenlerin tercümesi söyle Sayın Işıkhan; emekçinin emanet ettiği alın terini iyi yönetmemişsiniz, (ki ülkeyi 25 yıldır partiniz yönetiyor) şimdi işi düzeltmeye çalışıyorsunuz.
Bu talihsiz açıklamayla günah çıkarmak mı istiyorsunuz, bilemem; ama sayın bakan, haklarını alamadan aramızdan ayrılanlar, bu uzun süreçte sefalet çekenler, acı çekenlerin, akıp giden yaşamın hesabını ödemek birkaç kaçamak sözle olmamalı.
Türkiye’de son üç ay içinde her şeye zam yapıldı. Bir tek emekli ikramiyesi unutuldu.
Rahmetle anıyorum. İbrahim Erkal’ın şarkısı vardı ya “unutulanlar” diye… Ne diyordu Erkal, “unutulanlar unutanları asla unutmazlar” … Umarım öyle olur.